AŞK MI DEDİNİZ ?

Bir aşk düştü kalplerimize bela dediğimiz vakitte.

Sevgisiyle nazar ettiği o günde, bizi muhatap kabul etmesiyle aşk ekti virane gönüllere. Ve o günden sonra sevgiyle doğar oldu insanoğlu. Yegâne aşkın sahibi olan Hz. Allah’ımızı bulmak için çıktığı bu sevda yolculuğunda nice sevgileri müşahede edip yaşayarak yelken açtı sevda denizine.

Aşk

Leylasını ararken Mevla’sına kavuşanları yaktı ateşinde, kimini mecnun etti kimini Ferhat. Ateşiyle bir savaş başlattı bazen, ışığıyla kimsesizlere kim oldu en derinden.

Yaratandan yaratılana olmasaydı sevgi akışı en evvel, ne yağmur beslerdi toprağı, ne güneş tebessüm ederdi âleme. O rahmet sevgisi olmasa sular coşamaz, ağaçlar zikirlerini yapamaz, kalpler et parçasından ibaret kalırdı.

 Sevgi yaratılmışlığın mayasıdır. Âşıkların gönüllerinin yanışıyla, gözyaşları olmasaydı dünya da ne su olurdu. Ne de ateş.

Bir şair gibi çıktık sahneye, Türküyü, mısrayı, sözü kirlettik.

 Flört dedik gezdik, tozduk, dolaştık, aşkı, sevgiyi, kalbi kirlettik.

Hecesi az dedikçe üstüne kitaplar dizdik.

 Ama şu dünya da en çokta aşkı kirlettik.

Hâlbuki aşkı bile en sevdiğimizden, en sevdiklerimizden öğrenmeliydik.

Bizlere yaşayarak göstermiş aşkın nasıl yaşanacağını asırlar öncesinden Hatice annemiz.

Ne Ferhat ne Mecnun ne de Leyla kalır geriye, Hz Hatice annemizin aşkı değince gönüllere. Ayrılığın acısıyla kavrulan mecnunlar maşuklarına kavuşup evlenselerdi acaba ulaşır mıydı? Aşkları bu zamanımıza. Bakın Hatice validemiz Allah için nasıl yaşamış aşklarını Peygamberimize.

Peygamber efendimiz yirmi dört yaşındaydı, validemiz otuz dokuz yaşında tanıdılar en sevdiğimizi. Validemizin gönül kapısı aşılması zor surlarla çevriliydi, yüzlerce malikten hediye ve evlenme teklifi almasına rağmen kimseye ne bir rağbet ne de bir iltifatı oluyordu. Ta ki Peygamber efendimizin o mübarek gözlerine gözleri değinceye kadar. Kalbi pamuk kadar yumuşamış ve yüreği Peygamberimizin sevgisiyle dolmuş taşmıştı. Öyle sevmişti ki, Peygamber efendimizi, Şam beldesine kervanları götürdüğü vakit evinin üstüne çıkıp Resulüllah efendimizin gelmesini gazeller ve nazlı naatlar söyleyerek beklerlerdi. Kalbi öyle mühürlenmişti ki Peygamberimize, Resulümüz dini tebliğ için Mekke sokaklarına çıktığı vakit, validemiz de evin avlusuna çıkar

 “ O güneşte dolaşırken ben gölgede oturamam” diyerek Peygamberimizi dışarıda güneşin altında beklerdi.

Validemiz elli yaşlarında olmasına rağmen Peygamber efendimizin Hıra dağında bulundukları vakitte o sarp kayalıkları engel olarak görmez, her gün aynı heyecan, aynı aşkla en sevdiğimize yemek götürürler ve onun gözlerini görmek için saatlerce orada beklerlerdi.

Aşk mı dediniz?

O zaman hatırlamak gerekir Hz. Aişe annemizin Peygamber efendimize olan sevgisini. Hani bir vakit Aişe validemiz içtiği suyun bardağını Peygamberim efendimize yakın koymuştu. Acaba yeni bir bardak mı isteyecek yoksa aynı bardağı kullanacak mı düşüncesiyle beklemeye başlamıştı. Rasülüllah efendimiz validemizin bardağını almış ve tam içtiği yerden Aişe validemizin gözlerine bakarak yudumlamışlardı. Validemiz bununla yetinmeyip

“Beni ne kadar seviyorsunuz” diye sual edince en sevdiğimiz asırlar öncesinden aşkın tarifini bizlere yaparcasına

 “Kördüğüm gibi seviyorum”buyurmuşlardı.

Aşk

Hz. Allah’ımızın gönlümüzde yaktığı bir ateştir ve ancak nihayetinde kendisini seven insanların yüreğinde yer bulur. Mevla’mızın rızasının olmadığı aşklar şehvetin ve nefsin esareti altında anlık hazdan ileri gitmeyecektir.

Yakup (a.s.) Allah’ımızın huzurunda namazdayken gözü oğlu Yusuf (a.s.)’a kayıp içinden ne güzel bir çocuk diye geçirince Allah’ımız o gözleri dünyaya haram kılıvermişti.

Yusuf (a.s.) on kardeşinin kendisini sevgi ile korumalarını görüp, asıl sevginin sahibi ve koruyucusunun Allah’ımız olduğunu unutuverince, o sevgi dolu olan kardeşleri tarafından ihanete uğrayıp tek başına kuyuda karanlığa mahkûm edilivermişti.

Hapisteyken özgürlüğüne kavuşan arkadaşına, “sultana beni hatırlatıver de kurtulayım” diye nida edince, gerçek sevgi sahibi tarafından on bir yıl daha hapiste bırakılıverilmişti.

Sevginin asıl sahibi Rabbimiz olduğunu bilerek, her neyi seversek sevelim onun rızası için oluğunda köle de olsan meydan da, mahsurda kalsan kuyuda ya da ihanetlerin girdabındaysan da o sevginin asıl sahibi seni Mısır’a sultan olmak için, Mısır’ı da senin sultanlığına hazırlıyordur.

Aşk mı? Dediniz

Kalbin gerçek aşkla dolunca nasıl yandığını görmek için ona sevgiyle bağlı olan ashabına bakmak yetecek belki de,

Peygamber efendimiz Mescid-i Nebevi’de sohbet irat buyururken, pazar yerinden mescide girmeye çalışanların sesleri yüzünden kendi sesleri duyulmamaya başlayınca biraz seslerini yükseltip

“Lütfen herkes olduğu yere oturuversin” buyurdular.

Mescidin dışında yolun ortasında yürümekte olan Abdullah bin Revaha hazretleri bu muhteşem sesi duyar duymaz tanıdı ve gelen emrin âlemlerin efendisinden olduğunu anlayınca hemen olduğu yere oturuverdi. Etrafındakiler yolu kapatan Abdullah hazretlerine

 “ Bu emir senin için değil, mescitte bulunanlar için hadi kalk” diyenlere Hz. Abdullah

“ Ben o sese aşığım, ben o sesin sahibine aşığım. Bu kulaklarım o dudaklardan çıkan sesi duydu ya, beni oturduğum yerden o sesten başkası kaldıramaz” buyurmuşlardı. İki saat sonra Peygamberimiz tebessümle kolundan tutup kaldırmışlardı yerden.

Aşkı ilmek ilmek işleyen ashabı kiram, aslında sevginin nasıl olması gerektiğini biz ümmete yaşayarak tarif ediyorlardı. Aşk sözlerde kalan bir cümleden ibaret değil, hallerde hayat bulan bir yaşam şeklidir.

Bir vakit ashab-ı kiramdan bazıları Peygamber efendimizin huzuruna çıkarlar.

Ya Resûlallah! Ebubekir her akşam evinde ciğer kebabı yapıp yediği halde, bize bir lokma bile vermiyor. Siz komşusu açken tok yatan bizden değildir buyurmuştunuz. Biz onun komşuları olarak şikâyetçiyiz, dediler.

Hazreti Resûlüllah:

Bundan sonra yine ciğer yediğini anlarsanız, bana da haber verin o yemek başında iken baskın yapalım, buyurdu. Aradan birkaç gün geçmişti ki, bir sahabi gelip:

Ya Resûlallah! Şu anda evden yine ciğer kokusu gelmeye başladı. Pişiriyor olması lâzım, dedi.

 Peygamberimiz meselenin hakikatini ashaba söylemiyor, gözleri ile görmelerini istiyordu. Hep beraber Hz. Ebubekir’in evine gittiler. Eve yaklaştıklarında hakikaten evden ciğer kokusu gelmeye başlamıştı. Kapıyı çalıp içeri girdiler, baktılar ki, Hazreti Ebubekir’in evinde ciğer değil, bir parça et bile yok.

Kokunun sebebini anlatmak istemeyen Sıddık hazretleri soruyu soran Peygamberimiz olunca mecbur kalıyor.

“ Ya Resülallah sizi çok seviyorum sizi göremediğim günler hayaliniz ve aşkınız ciğerlerimi yakıyor, bu koku bendendir yoksa evde ciğer pişmemiştir.” Buyuruyor.

Mevlana hazretlerinin buyurduğu gibi. 

Еy gönül, gönlümüzün ԁumаnı, sеvԁаmızın аlаmеtiԁir.

“İnsaf et, aşk güzel bir iştir! / Onun bozulması, güzelliğini kaybetmesi, (insanlardaki) tabiatın kötü niyetli oluşundandır. / Sen, kendi şehvetine ve arzularına aşk adını takmışsın; / Hâlbuki şehvetten kurtulup aşka ulaşabilmek için yol çok uzundur.”

Aşk, iki beden arasındaki değil, iki gönül arasındaki ilişkidir, gönülde cinsiyet yoktur. Cinsiyet sadece dünyada lazımdır, ahirette bile yoktur. Kabre konulduğumuz zaman Münker-Nekir “dişi misin, erkek misin” diye soracak mı?

Hatırlayalım!

Peygamberimizi kişi sevdiği ile beraberdir buyurarak sevginin deruni bağının sadece dünyada değil kabirde ve ahirette de devam ettiğini net bir şekilde ifade buyurmuştur.

O zaman insan seni seviyorum dediklerine dikkat etmesi gerekmez mi? Ahirette ki yerimizi merak ediyoruz da neden dünyada kimleri sevip kimlerle gönül birliği yaptığımıza bakmıyoruz. Sevgini sahte seyyahlara teslim ederek ahiretteki yerini hazırladığımızı bilmek gerekir ve şu an kimleri sevdiğini sorgulamak elzemdir.

Sevgi insanın fıtratına doğuştan kodlanmış bir duygudur. Hz. Allah’ımız cesedimize önce nefsi yerleştirmiş sonra ruha cesede gir emri verince ruh nefsin olduğu yere girmek istememişti. Allah’ımız bu iki zıt mahlûku birbiriyle nişanlamış ve aralarına ülfet ve yakınlık vermiştir ki aynı bedende yaşayabilsin diye.

Sevgiyle doğan bir insanın sevgisiz büyümesi veya sevmeden yaşaması fıtrata zıt bir vaziyet olduğu için en çok problem ve çıkmaz yaşayan insanlar bu sevgi hissini tatmamış olan güruhtur.

İnsan Mevla’sını bulmak için Leylasını severse Allah’ımızın rızasına uygun bir aşk yaşamış olacaktır tıpkı Hz. Süheyf ve Şifa Hatun’un hayatında olduğu gibi.

Peygamber Efendimiz zamanında bir hatun adı Şifa Hatun.

 Bu hanım sahabe çok ama çok güzel, Onunla evlenebilmek için birçok sahabe kese kese altın yollar, kimileri develer hediye eder ama Şifa Hatun hiç birini kabul etmezdi.

Bir gün Şifa Hatun Peygamber Efendimiz’e (s.a.v.)

“Ey Allah’ın Resulü! Bana öyle bir ibadet buyurun ki Allah’ın rızasını kazanayım .”

Şifa Hatun, Peygamber Efendimiz’den namaz veya oruç gibi şeyler beklerken Peygamber Efendimiz (s.a.v.)

 “Ey şifa! bekar insanın imanı yarımdır, sen evlen ki imanın tam olsun ” buyurur.

 Şifa Hatun

“Ey Allah’ın Resulü ben yalnız Allah Rızası için evlenirim o zaman evleneceğim kişiyi de siz belirleyin” der.

Şifa Hatun ile evlenmek isteyenler merakla Peygamber Efendimiz’e (s.a.v.) bakıp acaba kimi seçecek diye düşünmeye başlar.  Peygamber Efendimiz (s.a.v.)

“Yarın, sabah namazına ilk gelenle evlendireceğim seni Şifa Hatun” buyurur.

Onunla evlenmek isteyenler ”sabah ilk ben mescide gideceğim” der. Hatta bazıları “acaba uyumasam da sabah ilk ben mi gitsem “diye içlerinden geçirir.

Öte yandan adı Suheyf olan bir sahabe de vardır. Bu sahabe parası olmadığı, hatta başını sokacak bir evi bile bulunmadığı için Şifa Hatun’u çok beğense de hiç böyle bir niyete dâhil olmaz. Hz. Suheyf nerede yemek bulursa orada yemek yer, nerede uykusu gelirse orada uyur, devamlı Allah Teâlâ’ya ibadetle meşgul bir zat. Maddiyattan dolayı kendisini Şifa Hatun’a asla layık görmez.

Allah’ın takdirine bakın ki Şifa Hatun’la evlenmek için niyetlenen her sahabenin uykusu gelir ve uyuya kalırlar. Mescide ilk giden ise Hz. Suheyf olur. Namaz kıldıktan sonra Efendimiz (s.a.v.) Şifa Hatun’u çağırttırıp

“Seni Suheyf ile evlendirmek istiyorum” buyurur.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Hz. Suheyf’e dönerek

“Sen eşine mehir olarak ne verebilirsin” diye buyurur.

Hz. Suheyf her iki elini açıp,

 ” Ey Allah’ın Resulü benim bir şeyim yok ki” diyecekken Şifa Hatun, Hz. Suheyf’in diğer sahabelerin içinde mahcup olmaması için bir kese içinde ona altın vererek bunun kendi mehri olmasını kabul eder.

Evlendikleri ilk gün Hz. Suheyf ,hanımı Şifa Hatun’a der ki :

“Ey Şifa! Sen benimle Allah (c.c.) rızası için evlendin bu nedenle sen sabretmek, ben de senin gibi dinine sadık biri ile evlendiğim için şükretmek zorundayım. Gel biz seninle bu ilk gecemizi ibadetle geçirelim.

 Sabaha kadar ibadet ederler. Her secdede gözyaşı dökerler. Sabah olunca Hz. Suheyf mescide gider, namazdan sonra Efendimiz (s.a.v.)

 “Ey Suheyf gece ne yaptığınızı sen mi anlatırsın yoksa ben mi anlatayım? ” diye buyurmuş.  Bunun üzerine Hz. Suheyf

  “Allah Resulü daha iyi bilirler” der.

Peygamber efendimiz

 “Sizin geceki halinizden dolayı Allah (c.c.) tüm günahlarınızı affetti ” buyurur.

Bunun üzerine Hz. Suheyf

” Ey Allah’ın Resulü ne olur bana dua edin de o halde ben bir daha günah işlemeden Allah (c.c.) benim ruhumu alsın” der ve oracıkta ruhunu teslim eder.

Bu olay üzerine sahabeler Ey Allah’ın Resulü gece onların hali nasıldı? Diye merakla sorarlar. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz buyururlar ki:

“ Onlar bütün gecelerini Allah için ibadetle geçirdiler. Orada bulunanlar gözyaşlarını tutamazlar. Efendimiz (s.a.v.) size şaşıracağınız bir haber daha vereyim mi?

“Az önce Şifa Hatun da evde ruhunu Rahman’a teslim etti ”

Sevdiğini Allah için sevmek yaşamın temel taşlarından biridir. Daha evvel de beyan ettiğimiz gibi insanın mayası sevgi ve aşkla yoğrulmuştur. Hz Allah’ımız insanı önce sevmiş ve rahmet edip yaratmıştır. Herkesin Hz. Allah’ımız katında ki değeri de bu sevgiye verdiği karşılık kadar olacaktır.

O zaman aldığın her nefes bu sevginin bir alametiyse, sevdiklerini ara ya da mesaj at ve bu kutlu duyguyu onlarla paylaşarak, Allah için SENİ SEVİYORUM deyip sevgini hissettir.

Çünkü Hz Allah’ımız seni ve onları sevgi ve rahmetiyle yarattı.

Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Menü
Giriş