Blok Zincirleri ve Kripto Para

Kriptonun gerçekleri / Birinci Bölüm: Blok zincirleri ve kripto para

Genel olarak kripto, özel olarak NFT’ler hakkında bilmek istediğiniz her şeye ve bu teknolojiyi neden sevmediğime dair bir yazıdır.

NFT mi satın almak istiyorsunuz?

NFT veya kripto parayla inanılmaz derecede zengin olan insanların hikayelerini okudunuz ve neden onların yerinde ben olmayayım diye mi düşündünüz? “Yanlış düşündünüz” bu makaleye başlık olarak düşündüğüm seçeneklerden biriydi, fakat bu sonuca ulaşmamıza daha çok var. NFT ekosistemi kendi içinde oldukça karmaşık. Üstelik bu ekosistemi oluşturan teknolojiler başka teknolojiler üstüne kurulu.

Dolayısıyla ne yazık ki NFT’lerin ne olduğunu anlamak için temel bazı bilgilere sahip olmak gerekiyor.
Bu yüzden bu makale artan soyutlama düzeyine göre sıralanmış üç bölümden oluşuyor. Birinci bölümde blok zinciri ve kripto paranın arkasında yatan temel fikirlerden bahsedeceğiz. Bu sayede ikinci bölümde NFT ekosistemini ayrıntılı olarak ele alabileceğiz. Üçüncü bölümde ise bu endüstrinin toplumsal ve politik etkilerini inceleyeceğiz.

Blok zinciri teknolojisi

Blok zincirleri 2022’de artık hiç de “yeni bir teknoloji” sayılmasa da çoğu kişinin bu konuda ne kadar sınırlı bilgiye sahip olduğunu görmek beni her seferinde şaşırtıyor. Blok zincirinin ne olduğunu zaten biliyorsanız bu bölümü atlayabilirsiniz. Bilmiyorsanız, kripto parayla zengin olma hayalleri kurarken blok zincirinin ne olduğunu bilmemeniz sizin için ilk uyarı işareti olmalı. Gerçekten temel kavramları hakkında hiç bir fikre sahip olmadığınız bir takım varlıklardan para kazanmayı mı umuyordunuz? Daha kısa ve net açıklayabilmek adına, aşağıdaki giriş bölümünde bazı şeyleri aşırı derecede basitleştirerek anlatacağım. Bu sayede sık sık geri döneceğim bir meseleyi anlaşılır kılmayı umuyorum: Blok zinciri hangi sorunun çözümü olarak yaratıldı.

Blok zincirleri “dağıtılmış hesap defterleridir”. Diğer bir deyişle blok zinciri, verileri dağıtılmış şekilde depolamanın bir yoludur. Kağıt üstünde bu hiç de çığır açan bir teknoloji gibi durmuyor. BT dünyası uzun yıllardır şirketlerin verileri birden çok konum arasında çoğaltmasını ve senkronize etmesini sağlamak için dağıtılmış veritabanlarını kullanıyor. Ancak bu konumlar genellikle güvenilen tek bir varlık (yani, şirket) tarafından kontrol ediliyor.

Blok zincirlerinin ise başka bir özelliği daha var: Birbirine güvenmesi gerekmeyen birçok varlık arasında dağıtılabiliyorlar. Buna neden ihtiyaç duyulduğunu anlamak için, blok zinciri teknolojisinin ilk başarılı uygulaması olan Bitcoin kripto para birimini ele alalım. Bitcoin, merkezi bir otoriteye ihtiyaç duymadan çalışabilecek bir para sistemi olarak tasarlandı. Bitcoin, kimin ne kadara sahip olduğu bilgisini içeren dağıtılmış bir veritabanı. Bu veritabanı her işlem gerçekleştiğinde güncelleniyor.

Deneyimlerime göre blok zincirlerinin “dağıtılmış veri deposu” olma yönü genellikle iyi anlaşılıyor. Çoğu kişi, önceki bağlantının bozulmamış olduğunu doğrulamak için bir sağlama toplamı (veya aşağıdaki örnekte H olarak adlandırılan kriptografik hash) içeren bilgi bloklarının birbirine zincirlenme fikrini oldukça iyi kavramış durumda.

Örnek bir blok zinciri

Ağın tüm katılımcılarının tutarlı bir blok zinciri kopyasına sahip olması gerektiğinden ötürü, güvenlik açısından ele alınması gereken birkaç zorluk var. Bu dağıtılmış veritabanını artık 10.000 BTC’ye sahip olduğunuzu gösteren bir kayıtla güncellemekten sizi alıkoyan ne? Ne de olsa madem ortada merkezi bir otorite yok, o halde sizin sözünüzle başka herhangi bir ağ katılımcısının sözü birbirine denk. Ya da daha iyi bir fikir: Bilgi hesap defterinin tüm kopyalarına yayılmadan önce birden fazla işlem emri göndererek paranızı iki defa harcamanın bir yolu yok mudur?

Bu soruların ortaya çıkardığı sonuçlar, bu soruların teknik cevaplarından daha önemli: Blok zincirleri, dağıtılmış depolama araçları oldukları kadar, aynı zamanda birer konsensüs oluşturma algoritması. Bu noktayı tekrarlamak istiyorum, çünkü blok zincirlerini anlamak açısından büyük önem taşıyor: Blok zincirinin esas sunduğu şey, yanlış verilerle sistemi yanıltmak için doğrudan finansal bir nedeni olan birçok güvenilmez taraf arasında istikrarlı bilgi paylaşabilme becerisi.

Kripto para birimleri (para birimi değildir)

O halde elimizde gayet güzel bir veri paylaşma aracı var. Ancak göreceğiz ki bu araç için bir kullanım alanı bulmak düşündüğünüzden çok daha zor. Bir önceki yıl yayınlanan tanıtım bülteninin ardından 2009 yılında Satoshi Nakamoto takma adını kullanan bir kişi (veya bir grup), Bitcoin istemcisinin ilk halka açık sürümünü yayınladı. Bitcoin’in altında yatan düşünce, merkezi veya merkezi olmayan bankalar ve herhangi bir devletin desteği olmaksızın işleyebilecek, tamamen dijital, denkler arası bir para birimi sistemi yaratmaktı. Bitcoin bağlamında düşünürsek hesap defteri, sistemdeki mevcut tüm “coin’lerin” bir kaydı olarak çalışıyor, her bir blok bir dizi işlemi temsil ediyor. Bitcoin’ler “cüzdanlar” etrafında dönüyor (kabaca bir banka hesabının karşılığı diyebiliriz); kullanıcılar, genel anahtar kriptografisi kullanarak cüzdanlarının kendilerine ait olduğunu kanıtlayabiliyor, bu da onlara paralarını başkalarına gönderebilme hakkı veriyor.

Kağıt üstünde sağlam bir fikir. Peki işe yarıyor mu? Bu soruyu cevaplarken çok farklı yönlere değinilmesi gerekse de basitçe bugüne dek en önde gelen kripto varlık olmayı sürdüren Bitcoin’in günümüzdeki pratik kullanımından başlayabiliriz. Kripto parayla satın alınan ilk fiziksel ürünün kayda geçmesi (2010’da 10.000 BTC’ye bir pizza), bu ödeme biçiminin günün birinde norm haline geleceğine dair cesaret verici bir işaret olarak algılandı. On yıldan uzun bir süre sonra geldiğimiz noktada görüyoruz ki böyle bir şey gerçekleşmedi.

TeslaMicrosoftSteam ve Dell de dahil olmak üzere birçok satıcı firma bir noktada Bitcoin’i kabul etmeye çalışsalar da düşük talep, kurlardaki istikrarsızlık, hatta ekolojik etkisiyle ilgili kaygılar (buna daha sonra geleceğiz) gibi çeşitli sebeplerle vazgeçtiler. Para birimi olma açısından bakıldığında Bitcoin başarısız oldu. Birçok kripto para savunucusu bu ifadeye itiraz edecektir, fakat gerçeklere bakalım:

  • Bitcoin kabul eden mağaza bulmak neredeyse imkansız.
  • İşlemleri doğrulamada yaşanan gecikmeler oldukça caydırıcı oluyor. Bir mağazaya girip Bitcoin’le ödeme yapmak isterseniz mağazadan çıkabilmek için en az on dakika beklemeniz gerek.
  • Bitcoin ödemeleri işlem ücretine tabi (işlemleri onaylama ödemesi olarak ağ katılımcılarına verilen ücretler). Bu ücretler şu sıralar işlem başına 1 USD gibi düşük rakamlarda olsa da 2017 patlaması sırasında neredeyse 60 USD’ye ulaşmıştı.

Uzun lafın kısası, size Bitcoin karşılığında baget ekmek vermeye razı olan bir fırın bulsanız bile hem satın alma işleminizi beklerken arkanızda kuyruk oluşacak hem de ekmeğin perakende satış fiyatının iki mislini ödemiş olacaksınız. Bu sorunların görülmediği sınırlı sayıda kullanım senaryosu var, bunlar da uyuşturucu satın almak ve fidye ödemekten ibaret. Her ikisinin de sosyal açıdan faydası tartışılır. Yine de Bitcoin’in rezalet bir ödeme sistemi olması hiçbir şey başarmadığı anlamına gelmiyor. Ne de olsa insanlar şu anda 1 BTC için 23.000 USD ödüyor. Dolayısıyla bir işe yarıyor olmalı, değil mi?

Tanıdığınız kripto para meraklılarıyla konuşursanız neredeyse hiçbirinin Bitcoin’i harcamak amacıyla (ya da en azından itiraf etmek isteyecekleri bir şeye harcamak amacıyla) satın almadığını göreceksiniz. Hepsi belirli bir kârla satmak amacıyla almıştır. İnsanların Bitcoin almasının birinci nedeni spekülasyon. Proje, bir para birimi olarak başarısızlığa uğramış olsa da bir kumar sistemi olarak bütün beklentileri aştı. Yanlış anlamayın, ben kumara karşı değilim. Sadece bunu başka bir şeyle karıştırmak çoğunlukla finansal felakete yol açıyor. Yine de bu işteki amacınızın acayip zengin olmak olduğunu en baştan netleştirdiysek sorun yok, hala doğru yoldayız!

Kripto para dünyasının sevdiği tek bir şey varsa o da yukarı yönlü bir çizgidir. Kaynak: Cambridge Bitcoin Elektrik Tüketimi Endeksi

Bitcoin’le ilgili eleştiriler burada bitmiyor. En büyük karşı argümanlardan biri, bu ağın aslında ne kadar korkunç derecede verimsiz olduğu. Visa ve MasterCard gibi gerçek ödeme işlemcilerinin aksine saniyede yalnızca üç ila yedi işlem (TPS) gerçekleştirebiliyor (Visa saniyede 1700, MasterCard ise 5000 işlem gerçekleştirebiliyor, maksimum kapasiteleri ise bunun da çok üstünde). Bir diğer büyük blok zinciri olan Ethereum, ortalama 15-25 TPS bildiriyor, biraz daha iyi olsa da her türlü ölçeklenebilirlikten çok uzakta. Bu 3-7 TPS’ye ulaşmanın maliyeti bu kadar inanılmaz derecede yüksek olmasaydı bu sayılar görmezden gelinebilirdi. Ancak her işlem 2000 kWh’ten fazla enerji tüketimi gerektiriyor. Bu tüketimin 2022 yılında toplam 89 terawatt saat olması bekleniyor (canlı istatistiklere buradan ulaşabilirsiniz). Bunu MasterCard’ın 2019 yılının tamamı boyunca tükettiği 0,000109 TWh ile karşılaştırın, o miktarda enerjiyle bin katını yapabildiklerini de unutmayın. Şimdi bir de 2021’de Fransa’nın (441 TWh) veya Almanya’nın (503 TWh) tüketimiyle karşılaştırın. Şu anda Avrupa’nın büyük bir enerji krizinin ortasında olduğunu da hatırlatmak isterim.

Bu absürt enerji tüketiminin sebebi, “iş kanıtı” denen bir mekanizma. Blok zincirlerinin bazı garantiler sağlaması gerektiğinden bahsetmiştim. Bunlardan biri de kötü amaçlı aktörlerin hesap defterine yanlış bilgiler eklememesini güvence altına almak. Bunun olmasını önlemek için zincire eklenen her bloğun ağ tarafından doğrulanması gerekiyor. Bu işlem, ağ katılımcılarının karmaşık bir sorunu çözmek üzere birbiriyle rekabet etmesini gerektiriyor . Altta yatan düşünce, hiçbir saldırganın asla geri kalan katılımcıları geçmeye yetecek kadar bilgi işlem gücü (yani enerji) harcayamayacağı. Buna çözüm bulma şansınız olması için size gereken türde donanıma bir örnek verelim:

2500 GPU ‘luk bir madencilik çiftliği. Kaynak

İyi düşünelim iyi olsun mantığı

Kripto para savunucuları bu ilk kısımda özetlenen sorunların çoğunun (hatta belki hepsinin) Bitcoin kurulduğu sırada yapılan yanlış tasarım seçimleriyle ilgili olduğunu ve 2022’de blok zincirlerinin 2010’daki gibi olmadığını söyleyecektir. Eminim “blok zincirleri” diyerek çoğul konuştuğumu fark etmişsinizdir. Çünkü günümüzde her biri farklı özellikler düşünülerek hayata geçirilen birçok blok zinciri var. Bunun ışığında rutin olarak sunulan iki ana karşı argüman şunlar:

  • Enerji israfına yol açan iş kanıtı algoritmaları yerine hisse kanıtı gibi alternatifler var;
  • Muhtemelen Lightning gibi “2. Katman” protokoller yoluyla blok zincirleriyle saniyede gerçekleştirilen işlem sayısını arttırmaya yönelik araştırmalar devam ediyor.

Bu savunucular haklı da görünüyor. Blok zincirleri Bitcoin’de olduğu gibi işlerini berbat şekilde yapmak zorunda değil. Üstelik tüm bu teknolojinin henüz emekleme aşamasında olduğu da söylenebilir. Ciddi şekilde geliştirilebileceklerinden hiç şüphem yok. Ancak ne yazık ki bunların hiçbirinin bir önemi yok. Bilim tarihi bizlere ne kadar çığır açıcı olursa olsun bir teknolojinin yayılmasının en iyi ihtimalle onlarca yıl aldığını gösteriyor.

Bunun en iyi örneği, o yıl ne kadar havalı yeni blok zincirleri tasarlanmış olursa olsun Bitcoin ve Ethereum’un hala baskın kripto para birimleri olmayı sürdürmesi. Üstelik bu yakın gelecekte değişecek gibi görünmüyor. Büyük oyuncular alana bazı yenilikler entegre etse de (Ethereum’un iş kanıtı algoritmasını bırakması gibi), bunlar yalnızca münferit durumlar için, uzun zaman alacak şekilde ve sınırlı bir kapsam dahilinde gerçekleşecek. Diğer bir deyişle, ekosistemi kökünden sarsacak büyük bir revizyon olmadıkça mevcut blok zincirleri tüm sorunlarıyla birlikte (burada ayrıntılarına girmediğim başka sorunlar da dahil ) aşağı yukarı aynı şekilde kalmaya devam edecek.

Yerine getirilmeyen özgürlükçü vaatler

Son darbe ise hem çok beklenmedik bir açıdan hem de şimdiye kadar tartıştığımız her şeyi anlamsız hale getirecek bir şiddetle vuruluyor. Blok zincirlerine giriş bölümünde de ısrarla belirttiğim gibi, kripto paranın varoluş nedeni merkezsizleştirme. Güvenilir bir üçüncü taraf ihtiyacını gerçekten ortadan kaldıran denkler arası bir ödeme sistemi için yukarıda bahsedilen tüm bedelleri ödemeye hazır olduğunu söyleyen kararlı savunucular çıkacaktır. Dört dakikalık Bitcoin Bağımsızlık Beyannamesi‘ni izlediğinizde kullanılan düzen karşıtı dili görebilirsiniz (izlemek yerine okumayı tercih edenler buradan transkripte ulaşabilir).

Demek istediğim şu: Kripto para birimleri, devlet gözetiminde bankalar tarafından kontrol edilen ödeme sistemlerine gerçek bir alternatif olan doğru düzgün bir merkezsizleşme sunmayacaklarsa hiç olmasalar da olur. Merkezileşmiş kripto para, halihazırda Visa ve MasterCard tarafından verilen bir hizmeti çok daha kötü bir şekilde sunmaktan başka ne işe yarar?

Kendinizi acı gerçeğe hazırlayın: Blok zincirleri merkezsiz değil. Pek çok açıdan gerçek bu. Yine Bitcoin’den bir örnek üzerinden gidelim: İş kanıtı yüzünden kullanıcıların ağa katılmak için muazzam miktarda bilgi işlem gücü sağlayabilmesi gerektiğini hatırlıyorsunuz. Yukarıdaki resimde gördüğünüz gibi bir GPU çiftliğine sahip misiniz? Değilseniz bir işlemi doğrulayabilme olasılığınız pek yok. Daha da kötüsü, işlemi onaylayan ilk kişi oldukları için ödüllendirilen büyük oyuncular, kaynaklarını birleştirerek şanslarını daha da arttırıyor. Bu da Bitcoin’in işleme gücünün bir yerde daha da fazla yoğunlaşmasına yol açıyor.

Bitcoin ağındaki hashrate dağılımı Kaynak

Yukarıdaki grafik, bu yazı yazıldığı sırada Bitcoin ağındaki işlemlerin yarısından fazlasının yalnızca beş varlık tarafından gerçekleştirildiğini gösteriyor. Ethereum da benzer durumda. Bu varlıklardan birinin %51’e ulaşması felaketle sonuçlanır; hatırlayacağınız gibi, blok zincirleri büyük ölçüde konsensüs protokolleri. Biri çoğunluğa sahip olduktan sonra konsensüsün bir anlamı kalmaz, ne isterse ona karar verebilir.

Evet, henüz bu noktaya yakın değiliz, dolayısıyla Bitcoin ve Ethereum hala teknik olarak merkezsiz. Ancak orijinal denkler arası bir sistem idealinden de çok uzaktayız. Yeni katılan biri olarak ağa anlamlı bir katkıda bulunabilmenizin hiçbir yolu yok. Üstelik bu blok zincirlerinin geleceğiyle ilgili herhangi bir karar alınması gerektiğinde, bu varlıkların söyleyeceklerinin sizinkinden daha fazla dikkate alınacağı ortada.

Kısaca bahsettiğimiz hisse kanıtı algoritmaları, doğrulamayı faydalanabileceğiniz ham enerjiye değil, teminat olarak sunabileceğiniz paraya dayalı hale getirerek enerji israfı yaratan iş kanıtı düzenini değiştirmeyi öneriyor. Bu kesinlikle gezegenin faydasına olsa da bu tür algoritmaların gücü sınırlı sayıda zenginin eline bıraktığı ve sizin asla bu gruba katılamayacağınız da ortada. Silikon Vadisi’nin özgürlükçülük iddiası taşıyan eğilimleri, kimseyi şaşırtmayacak şekilde geç dönem kapitalizminin bir çeşidine evrildi (elbette bu çeşitte en tepede kendileri var).

Ethereum’un bu yıl içinde hisse kanıtı algoritmasına geçme planı buna iyi bir örnek. Tasarruf edilecek enerji miktarını düşününce bu kararı eleştirmiyorum. Ancak kripto aristokrasisinin herkes için geçerli olan kuralları bütün ekosistem üzerinde kendi güçlerini konsolide edecek şekilde değiştirdiğini fark etmeden de geçemiyorum .

Ama durun, dahası var. Trail of Bits’in de blok zincirlerinde merkezsizleştirmeyle ilgili başka teknik zorlukları ayrıntılarıyla ele alan “Dağıtılmış hesap defterlerinde istenmeyen merkezileşmeler” başlıklı mükemmel bir araştırma makalesi var :

  • Ağı sekteye uğratmak için gereken varlık sayısı beklediğinizden çok daha düşük;
  • Blok zinciri geliştiricileri, yalnızca çok yıkıcı forklarla karşı çıkılabilen orantısız ölçüde gücü yoğunlaştırıyor.

Genel olarak bakıldığında blok zincirleri (esasında) tek bir varlık tarafından kontrol edilmeme anlamında merkezsizler, ancak az sayıda varlık gücün çoğunu elinde bulundurduğu için pratikte oldukça merkezli yapılar.

Yani, el altından bankacılık

Blok zincirlerinin aslında merkezsiz olmadığını anladık. Peki ya kripto para endüstrisi? Gerçekten de iddia edildiği gibi insanlığı yozlaşmış devletlerin baskısından kurtarmayı hedefleyen kararlı aktivistlerden mi oluşuyor?

Kripto para alanındaki en büyük isimlere şöyle bir göz attığımızda işin tabii ki böyle olmadığını anlayabiliriz. Birkaçını saymak gerekirse Elon MuskPeter ThielJack Dorsey ve Winklevoss kardeşler kripto para birimlerine çok büyük yatırımlar yaptığı söylenen isimlerden bazıları. Teknoloji milyarderleri gizliden gizliye iktidarı halka vermeye yönelik bir plan peşinde mi? Bu pek olası değil. Dünyadaki en zengin %1’in kendilerine bu kadar fayda sağlayan kapitalist sistemi devirmeye çalışacağını sanmıyorum.

Genele bakalım. Diyelim ki tüm bunlardan sonra hala Bitcoin satın almak istiyorsunuz. Nasıl alacaksınız? Büyük olasılıkla paranızı dilediğiniz kripto para birimine çevirecek çevrimiçi bir kripto para borsası bulacaksınız . Bu platformlar kripto para dünyasının kapı bekçileridir. Pasaportunuzun bir kopyasını isterler, devlet düzenlemelerine uymak için kimliğinizi doğrularlar, ardından havale ya da kredi kartıyla paranızı yatırabilirsiniz. Sonrasında bu bakiyeyle platform üstünden kripto para satın alabilirsiniz, elbette bir ücret karşılığında.

Aralarından dilediğinizi seçebileceğiniz birçok platform olsa da bu platformların ortaklarına baktığımızda endişe verici bir manzarayla karşılaşıyoruz:

Saymaya devam edebilirim. Peki bankalar, tüm ideolojik temeli bankaları ortadan kaldırmak olan bir teknolojiye neden aktif olarak fon sağlasın? Çünkü elbette durum bu değil. Bankalar, kripto para birimlerinin spekülatif araçlar olduğunu kabul ederek hem kendileri de bu gemiye bindiler hem de sizin binişinize aracılık ediyorlar. Ne de olsa buradan kazanılacak para var.

Tipik bir kripto para alımı

Bu tür alım satımların kapalı kapılar ardında nasıl gerçekleştiği ise tüm bunların üstüne tuz biber ekiyor. Kripto para satın aldığınızda platformların yalnızca yerel veritabanlarındaki bakiyenizi güncellediği ortaya çıktı. Çünkü, daha önce değindiğim gibi, blok zincirini kullanmak hem çok pahalı hem de çok yavaş. Kripto para birimi tacirlerinin birçoğu blok zincirine tek bir işlem bile göndermemiş, çünkü yaptıkları tek şey dalgalı kurlardan kâr elde etmek için para birimlerini birinden diğerine çevirmek. Bu da yerel olarak gerçekleştirilen bir operasyon.

İşte bu noktada dönüp dolaşıp aynı yere geliyoruz: Kripto para dünyasına erişim yalnızca bir avuç şirket aracılığıyla sağlanabiliyor. Bu bir avuç şirket de temelde siz nakte çevirmeye karar verene kadar kaç (kripto) paranız olduğunun hesabını tutuyor. Bu tam olarak en başta kaçınmak istediğimiz bankacılık sektörünün tanımı. Üstelik onların finansmanı ve rehberliğiyle yeniden inşa edilmiş hali.

Sonuç

Kesinlikle uzun ve zorlu bir giriş oldu ama işler bundan sonra daha da sarpa saracak. Ele almak istediğim esas konu NFT’ler olsa da üstüne kurulu oldukları berbat sistemi iyice kavramadan yarattıkları ciddi kaygıları anlamak imkansız olacaktı. Şimdiye kadar ifade ettiklerimi netleştirmek adına üç noktayı özetlemek istiyorum:

  • Bir teknoloji olarak blok zincirleri, dağıtılmış veritabanlarına tutturulmuş konsensüs oluşturma algoritmaları. Yaptıkları işi son derece verimsiz bir şekilde gerçekleştirmelerini (güya) merkezsiz olmalarıyla telafi ediyorlar.
  • Kripto para birimleri ilk başta gerçek para birimlerine alternatif olarak tasarlandı. Bu hedefe ulaşmakta korkunç derecede başarısız oldular. Hemen son derece değişken spekülatif varlıklara dönüştüler ve o noktadan bu yana hiçbir pratik amaca hizmet etmiyorlar. Blok zincirleri sorununu arayan bir çözüm olmaya devam ediyor.
  • Merkezsizleşmenin temel vaadi hiç yerine getirilmedi, bu da tüm girişimin temeline dinamit koyuyor. Merkezi kripto para, dijital bankacılıktan başka bir şey değil. Bunun da her yönden çok daha iyi uygulanan haline zaten sahibiz. Ancak kripto para bu noktaya kavramsal olarak tam tersini inşa etme kisvesi altında geldi. Geriye dönüp baktığımızda sırf yarattığı ironi için bile tüm bunlara değmiş olabilir.

Bir sonraki bölümde: Ethereum’un akıllı sözleşmeleri, değiştirilemez token’lar ve endüstriyel ölçekte inanılmaz derecede eşsiz resimler yapma sanatı. Bizden ayrılmayın!…

Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Menü
Giriş