Bu Gidiş Nereye?

Bir çınar kadar yorgunum, köy çeşmesi kadar unutulmuş
Yağmurlu düşler kurarım tek renk, sahi bu yüzden çiçeklerim solmuş.

Meçhul bir yolcuyum belki bu son akşam,
Kardelen çiçeği gibi yalnız, çölde ki susuz duam.

Neden sessizlik düşer kalbe, gitmekse eğer konu
Kitaplar dilsiz, şiirler sürgün, kalemler küskün ve kuru,

Fe Eyne Tezhebün nidası asırlardır sarıyorken ruhu 
Heyhat yaşantılarla kabusa uyanmaktır sonu.

Nuri İnce

Bir annenin merhamet yüklü yüreğiyle evladına seslenmesi gibi, nereye gidiyorsun insanoğlu!

Ey Âdemoğlu nereye bu gidiş? Onca nimet helal kılınmışken nefsine, bir ağacın yasak kokusu mu mayhoş ediyor ruhunu. Hz. Allah’ımızın benden başkasını ilah olarak bellemeyin emrini unutup varlığı ve gücü maddeye bağlayarak emirler ve nehiyleri birbirine karıştıran, oyundan ibaret olan bir hayata mı gidiyorsun?

Hz Yusuf (a.s.)’ın kapalı kapılar arkasında nefsine hayır diyerek Rabbine kaçarken, sen her gün, her an elinde telefonla kapalı kapılar arkasında nefsine koşup, gönül yıldızlarını gönül hırsızlarına kaptırarak nereye gidiyorsun?

Online ağ karmaşasında sosyalleşme adı altında mubah kabul ettiğin onca kapılara hesapsızca girip kullanan ve güzele bakmak sevap söylemiyle fıtrat güzelliğini ağların kasvetine teslim ederek nereye gidiyorsun?

“Anne ve babanıza uf bile demeyiniz” emr-i ilahisine rağmen ecdadını huzur evlerine sözde huzura teslim ederek, onların alev alev hasret yanan kalplerini maddi temayüllerin gölgesinde görmezden gelip, bakan körler gibi nereye gidiyorsun?

 Bütün dünyevi dertleri geriye atmak değil mi? tekbir alıp huzura durmak. Sadece onun rızası için gözyaşı döküp karanlık gecelerini aydınlatmak. Elini semaya kaldırarak en aciz bir dilenci edasıyla zayıflığını itiraf etmek. Tekbirini de teşehhüdünü de unutup istemeyi başkasında arayarak nereye gidiyorsun?

Hatalarla nakşettiğin bu gününü temyize çıkarmak için birçok kapın varken neden çalmadın hiçbirini? Tövbeye açılan kapılar hep seni beklerken bir sehiv secdesi bile yapamayacak ne günah işledin ki, Hz. Allah’ımız huzuruna kabul etmiyor seni. Şu an bu secdeyi yapacak nefesin varken hala nereye gidiyorsun?

Lanet, bir insanın fiziksel değişime uğraması demek değildir, lanet bir şeyin günah olduğunu bildiği halde ondan vazgeçemeyip alışkanlık haline getirmesidir. Çünkü lanetlenmiş ruh tövbeden uzaklaşır ve rahmetten nasibi kesilir. Günahı bile normalleştirilmiş bir hayat seyrinde nereye gidiyorsun?

Her şeyin en iyisine ulaşmak için kendi doğrularımıza fetva arayışındayken, mutluluk maskesini takarak kırdığın kalplerin iyileşmeyeceğini bil. Hırsların tahakkümü altında cenk edip gıybetle bilediğin dilin hiç girmiyor kınına, hiç kazanamayacağın bu savaşta dünya süslerinin peşinden nereye gidiyorsun?

Değer katmak yerine yük katıyoruz zamanın gemisine. Hörgüçlü develer gibi topluyoruz sırtımızda geleceği. Devesi olmadığımız serap dolu yaşamın çölünde susuyoruz. Kaktüs dikenlerinden su bulup içerken, en çokta yalancı çiçekler dudaklarımızdan kan damlatıyor sahici kumlara. Gideceği yeri bilemediğimizden kuralları koyanların çağdaş köleleri gibiyiz. Kırbacını en acımasız bir şekilde vuruyor çok rakamlı banknotlarla. Beynimiz esir kampında kalmış kelepçeli mahkumlar gibi. Boynumuzdan bağlanıyoruz dokunmatik ekranların ileri tuşlarına. Hiç bitmeyecek gibi yaşarken günümüzü, karanlığın örtüsü altına süpürerek tüm günahlarımızı nereye gidiyoruz

Mukayyet kurulmuş saatlerimiz işliyor ileriye, şimdi dur ve sor kendine neden, niye, nasıl ve Bu Gidiş Nereye?

Meftun

Paylaş

-- Yorum Ekleyin --

  1. Düzenli olarak yazı gönderen meftun yazarımıza teşekkür ederiz. siz değerli yazarlarımız da yazı gönderirseniz yayınlarız. Hatta kayıt olup kendiniz yazı paylaşabilir ve milyonlara ulaşabilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Menü
Giriş