Çanakkale Gerçeği

Çanakkale Gerçeği, Başkumandanlık Genel Karargâhı İstihbarat Şubesi’nden Bahriye Kıdemli Kurmay Yüzbaşı Rahmi’nin tercüme ettiği, Osmanlı Türkçesi kitaptır.  Günümüze Türkçesine ise Muzaffer Albayrak tarafından aktarılmış.

Yirmi birinci yüzyılın en acımasız sömürü araçlarından birisi muhakkak ki kameralardır. Görüntü sömürüsüyle kendilerince haklılığı ispatlamak için hemen her işgalde, işgalci devlet tarafından kullanılmıştır. Kameranın icadından önce de sömürü araçları vardı. Birinci Dünya Savaşı yıllarında gazete ve diğer neşriyat bu iş için kullanılıyordu. Şimdi incelediğimiz bu kitap, Çanakkale cephesinde İngilizler adına “savaş muhabiri” olarak görev yapan Ashmead Bartlett tarafından kaleme alınmıştır.

Ellis Ashmead Bartlett (1881-1931) babası gibi gazeteci ve savaş muhabiridir. Rus-Japon savaşında (1904), Fas’ın işgalinde (1907) ve Trablusgarp’ın işgalinde bulunmuştur. Bir müddet İtalyanlarla beraber özel savaş muhabirliğini yapmıştır. 1912 Balkan Savaşlarında da bulunmuştu.

Çanakkale seferine katılmayı bizzat kendisi 11 Mart 1915’te Winston Chuchill’den yazılı olarak talep eder ve talebi kabul edilir. Cepheye gitmek istemesinin sebebi İngiliz, Avrupa ve Amerikan gazetelerine faaliyet raporları sağlamaktır.

Çanakkale gerçeğini yazdı

Barlett, Çanakkale kara savaşlarının başlangıcından (25 Nisan 1915)itibaren bölgededir. Avustralya ve Yeni Zelandalılar’ın Arıburnu’na yaptıkları çıkarmada yer alır. Kitabı okurken şu soruyu sormak lazım: Onlar ne için gelmişti, ecdadımız son damla kanına kadar niçin savaşmıştı? “Çanakkale Gerçeği” işte bu iki sualin altında yatıyor. Bu sorudaki “gerçek” kelimesi yedi düvel tarafından oluşturulan ancak Avrupalı olmayan askerlerin işgal devletlerince nasıl kullanıldığı idi. Bartlett bunun cevabını cephe gerisinden gazeteci kimliği ile duyuruyordu. Avrupalı devletlerden ziyade savaşı Anzaklar ve sömürü ülkelerdeki askerler üzerinden aktarıyordu. Çanakkale gerçeğine bir de bu gözden bakmak lazımdı.

Kitabı okurken başlayan savaşın mağrur tarafını görüyoruz önce. Arkasından umutsuzluk yavaş yavaş muhabirimizin satırlarında kendini gösteriyor. Müslüman askerleri az da olsa methetmeye başlıyor. Bu sırada bir de Bartlett’in İngiltere’ye yazdığı mektup zikredilmeye değer. Savaşı durduran sebepler arasında zikredilen bu mektup, hezimete dönüşü bize gösteriyor. Ayrıca bir de mektubun sansürlenme macerası dikkatleri çekiyor.

Barlett’in ilk yazdığı raporlardan, görüp işittiklerinden İngiliz devletine mensup olmanın gururunu taşıdığı anlaşılıyor. Çanakkale harekâtına katılmakla heyecanlıdır ve İngiliz resmi ideolojisine bürünmüştür. İlk günde yazdıklarında galibiyet şüphesi yoktur bile. Ordunun ve donanmanın heybetine kapılıp tam bir İslam düşmanı edasıyla İngiliz ordusu için “Son ve en büyük haçlı ordusu” sıfatını kitabın birçok yerinde ifşa eder. “Diğer savaş meydanlarından alınıp buraya yığılan bütün gemiler, sanki bir maksat için ve ihtimal ki de Hristiyanlık aleminin, Osmanlı Türklerine karşı yapacağı son Haçlı Seferi içindir.”(s.77)

Çanakkale gerçeği: Son haçlı gururundan ümitsizliğe…

Anzaklar denilen Avustralya ve Yeni Zelanda askerlerinin savaşçı özellikleri öyle mübalağa edilir ki, savaşı açan sanki İngilizler değil Anzaklar’dır. Anzaklar hakkında şöyle der “Son Haçlı Seferi’nden beri hiçbir Anglo-Sakson süngüsü tatmayan Osmanlı Türkleri’ne, 25 Nisan sabahı beşi beş geçerken ilk süngü darbesini vurdular; buna son derece eminim…”

Cephe gerisinde Avustralyalıların desteklenmesi için düzmece methiyelere yer verir. “Bunlardan birçoğu böyle ölümcül ve akıbeti meçhul bir savaşa ilk defa giriyorlardı, böyleyken bunların cümlesi güler yüzlü, sakin ve güvenli idiler.” (s.102)

Aynı zamanda Osmanlı ordusunu küçümsemekle kalmaz. İngiliz ordu komutanı Hamilton’a “On şilin (para birimi) mükâfat ve genel af karşılığında siperlerdeki Türk askerini firara teşvik etmeyi” teklif eder.

Savaşın ilerleyen zamanlarında galibiyetin kendilerine çok uzak olduğunu anlamaya başlar ve ümitsizliğe kapılır. Her ne kadar harekât stratejisini hesaplayan komutanları eleştirse de düşman bellediği Osmanlı ordusunun hakkını vermekten kaçamaz. “Askerlerimizin savaşmakta olduğu bugünkü düşman evlatları, namdar gazi ve şöhretli kumandan Osman Paşa’nın kumandasında olarak Plevne’yi kahramanca tutan aslanların aynısıdır.”

Bartlett’in sansürlenen mektubu

Bartlett, Çanakkale’de mağlubiyeti görünce harekâtın kötü tertiplendiğini düşünerek komuta heyetini sert dille eleştirir. Müttefiklerin mağlup olmasını hazmedemez. Gönderdiği raporlar ve yazılar orduyu eleştiri mahiyetinde olduğundan, sansür edilir. Bartlett sansürü delmek ve gerçeği söylemek için Avustralyalı gazeteci Murdoch ile İngiltere başbakanı Herbert Asquith’e ulaştırması için Gelibolu’daki hezimetin ve ordunun iyi yönetilmediği hakkındaki görüşlerini yazar. Murdoch’un Bartlett ile konuştuğunu duyan başka bir savaş muhabiri Henry Nevinson bu durumu bir mektupla İngiliz donanması komutanı Hamilton’a iletir. Bunun üzerine Hamilton Murdoch’un Londra’ya ayak basar basmaz tutuklanması için bir telgraf çeker, Murdoch tutuklanır. Murdoch serbest kalınca bu hadiseyi kendi ülkesi olan Avustralya başbakanı Fisher’e mektup yazarak haber verir. Bu olay İngiltere’de Çanakkale Seferine karşı olanlar tarafından duyulduğunda Hamilton’un komutanlıktan alınmasına ve Gelibolu’dan çekilmesine sebep olmuştur.

Mektup olayı anlaşılınca Bartlett’in Çanakkale’deki savaş muhabirliğine son verilir. Ve şu acı ifadeleri daha sonra İngiltere başbakanına yazdığı mektupta dile getirir “ Bulgaristan, Yunanistan ve İtalya’nın tavrı hakkında hiçbir şey bilemem. Dolayısı ile size sadece ordunun bulunduğu vaziyet ile gelecekte Türklerle yalnız olarak savaşmak durumunda bırakıldığımızda karşılaşacağımız problemlerin gerçek yüzünü yazıyorum.” diyerek gelecek endişesi taşır.

Mektubun sonlarına doğru “Resmi bir raporda yer aldığı üzere, son muharebede düşmanın kayıplarının bizimkinden ağır olduğu iddiası, burada kimsenin inanmayacağı çocukça bir yalandır.”der bu bilgi ile savaş istihbaratını da izhar eder. “İngiltere’de hakiki gerçeğin ne kadar bilindiği ve askeri otoritelerin ne kadarını bildirdiğini hiç bir surette bilmediğim için, tam hürriyet için de yazma yolunu benimsemedim.” cümleleri gerçeği hala yazamadığının ızdırabını taşıdığını gösterir.

Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Menü
Giriş