İcmâ Kapısına Dayanmak Âlimlik mi Cahillik mi?

İcmâ hakkında bilinmesi gerekenler.

Malumdur ki Kurân-ı kerîm âyetlerinin manalarına delâletleri vuzûhan yahut hafâen olur. Eğer o vaz‛-ı beşerî olan kanunlar gibi olaydı ta‛mîka (derinlemesine araştırmaya) asla hacet kalmayacağından, insanlar onunla zihinlerini meşgul etmeyeceklerdi. Velâkin Hak Teâlâ’nın kudreti eseri olarak, aklı ve idraki farklı insan okusa, yine her biri derecesine göre bir şeyler anlar.

Kitâb-ı Hakîmin manalarını anlayabilmek için bazı ilimlere ihtiyaç duyularak lugat, iştikâk, sarf, nahiv, belâgat vesâir gibi Arabî lisâna dair bazı ilimler tertip olundu. Yine böylece usûl-i tefsîr, ilm-i usûl-i dîn, ilm-i usûl-i fıkıh, cedel, tarih gibi ilimler dahi tedvîn olundu ki Kurân-ı Kerîm’de bildirilen hükümler, haberlerdeki hikmetler ve ibretler anlaşılabilsin.

İşte bu ilimlerin tamamı ibâdet, itikat, muâmelât, melekût-i semâya nazar gibi hususlarda Kurân-ı Kerîm’de Cenâb-ı Hakk’ın bildirdiği üzere ve onun rızâsına muvâfık sûrette hareket edebilmek içindir.

Asırlarca İslâm âlimleri Kurân-ı kerîmin tefsîri ile meşgûl olmuşlardır. Ebu’l-Hasen Eş arî’nin el-Muhtezen namıyla 70 cilt bir tefsîr yazdığı, Makrizî’nin Hıtat isimli eserinde geçer. Kadı Abdülcebbâr el-hemzânî’nin “Muhît” nâmındaki tefsîri 100 sifr (mektup) halindedir. Ebû Yûsuf Abdüsselâm el-Kazvînî “Hadâiku Zât-ı Behce” nâmıyla 300 ciltten fazla bir tefsîr tasnîf etti.

Hâfız İbn-i Şâhîn’in 1000 cilt tefsiri vardır.  Kadı Bekr bin el-Arabî’nin “Envâru’l-fecr” tefsîri 80.000 varak idi. İbnü’n-Nakîb el-Makdisî –ki Ebû Hayyân’ın meşâyihindendir ve 1000 cilde yakın bir tefsîr yazmıştır. Bugün elimizde tam olarak mevcut en hacimli tefsîr (Zâhidü’l-Kevserî’nin beyânına göre) “Fethulmennân” nâmıyla müsemmâ Kutbüddîn Şîrâzî’ye mensûb 40 ciltlik tefsirdir.

İki kaynak

Şerîat-i mutahhara iki kaynaktan, kitâb ve sünnetten çıkar. İcmâ ve kıyâs tamamıyla bu ikisine istinâd eder. Bu ümmetin eimmesi (imamlar) bunların her birinin tahsîli için bir çok seyahatler etmişler, onların bu gayretleriyle istinbât turuku, istidlâlin vücûhu, vesâil-i tercîh ve sübülü delâlet artık son haline gelmiş, onların tespit ettikleri esaslar üzerine bina ettikleri ilimler en ufak bir münâzaayı kabul etmeyecek sapasağlam bir huccet olmuştur.

Halef ve selef ulemâmızın ahkâm-ı şeriyyeden bu ilimlerle istinbat ettikleri hükümlere hatâ nisbet edenler ancak kendi sefilliklerini, düşük seviyelerini izhar etmiş olurlar. Hele bu âhir zamanda fukahânın cumhûrunun dine dair ittifak ettikleri bir hükme itiraz eden kısa akıllı kimselerin yaptıkları ancak kendi fezâhat ve cehâletlerini elaleme ifşâdan ve helâk yolunda olduğunu insanlara ilandan ibârettir.

Fukahânın cumhûruna Allâh’ın kitâbını ve resûlünün sünnetini anlamak hususunda muhalefet kolay bir iş değildir, belki çok tehlikeli şeydir. Allâhü Teâlâ’dan kalplerimize korkusunu yerleştirmesini, dîn husûsunda ihtilâflara düşürmemesini, bizlere bidatlere değil de sünnetler uymamızı ilhâm etmesini ve hayr-ı hâtime ihsân eylemesini niyâz eyleriz.

(Makâlat-ı Kevserî – Zâhidü’l Kevserî)

Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Menü
Giriş