İslam’da Kavmiyetçilik Yoktur

İslam’da kavmiyetçilik yoktur. Babanzâde Ahmet Naim, Müslüman coğrafyasının temelini sarsan kavmiyetçilik cereyanın tehtidini ve tahribatını görenlerdendir. 1914 yılında Sebilürreşad dergisinde “İslam’da Dava-yı Kavmiyet” başlığı altında yazılar yazar. Daha sonra risale haline getirilir. İşte o küçük risaleden kavmiyetçilik nifakına dair o günden bugüne ders mahiyetinde notlar.

Bilirsiniz ki dünyadaki bütün ihtilafların ve çatışmaların kaynağı ya iki bâtılın veya hak ile batılın birbirleriyle olan mücadelesidir. “Müslümanlar arasına atılan kavmiyetçilik ve cinsiyetçilik yani ırk ve cinsiyet ile üstünlük taslanması, memleketin en mühim meselelerindenmiş gibi gösterilmesi Meşrutiyet ile başlar. Bu da cahillikten dolayı Avrupa’dan edindiğimiz İslam için kanser denilecek kadar tehlikeli bir yabancı bid’attir. Zaten Avrupa’nın daima en kötü şeylerini almak, iyi şeylerini de bozmadıkça tatbik etmek, bizim en çok dikkat çeken felaketlerimizden biridir.”

“Muhakkak ki mü’minler kardeştir.”(Hucurat suresi ayet 10) ayeti ile Müslümanların arasına kardeşliği koymuştur. Kavmî saadet denilen aldatıcı serabın arkasından koşan Arnavut kardeşlerimizin başına gelen büyük felaket bize büyük bir ibret dersi olarak yeter.

“Aynı sebepler aynı neticeleri doğurur.” kaidesine uygun olarak diyebiliriz ki bu şekilde devam ettiğimiz takdirde er geç bizim de başımıza gelecek musibet budur.

Türk tarihini İslam tarihinden ayırmayınız. Biraz kendinize geliniz de insaf ederek düşününüz. Dört beş senedir bu ham davanın peşine düştünüz. Türklere yaptığınız hizmetlerin tamamını hesap ederek toplayınız. Edebiyatına, gramerine, lügatine, ilmine, sanatına, ticaretine, ziraatine eklediğiniz şey nedir? Onu kuru bir benlik davasından fazla olarak da biraz öteki kardeşleriyle bozuşmaktan başka ne kazandırdınız?

Kavmiyet zokasını yutanlar iflah olmaz

  • Kavmiyet zokasını yutanlar iflah olmaz
  • İslam’da kavmiyetçilik düşman hilesidir
  • Araplar hakkındaki hadisi şerifi doğru anlamak
  • Topluluk üzere devam etmek

Ey insanlar, biz sizi bir erkek ile bir kadından yarattık. Sizi ancak tanışasınız bilişeseniz diye şu’belere ve kabilelere ayırdık. Allah indinde en değerli olanınız en muttaki olanınızdır. (Hucurat suresi ayet 13)

Tanışmak için kavimlere kabilelere intisap edilecektir. Hasan oğlu Ahmet, Firuz oğlu Behram demekte beis yoktur. Nitekim Tirmizi’nin Ebu Hureyre’den rivayet ettiği hadisi şerifte “Neseplerinizi, soyunuzu, sopunuzu, kendilerini tanıyıp ziyaretlerinde bulunabilecek kadar öğreniniz. Zira sılayı rahim, aile arasında muhabbete, malın artmasına ömrün bereketlenmesine vesiledir.”

Dinsiz olan gençliği imana getirmek, onları dine kazandırmak için kavmiyet oltasını kullanmaya gerek yoktur. Hatta bu hareket zarar bile verir. Zira İslam’da kavmiyetçilik zokası, zehirlidir. Onu yutanlar zaten dinsizlikle malul hastalar ise bu zehir ile şifaya kavuşmazlar. Eğer dindar iseler o zehiri yuttuktan sonra felah bulmazlar.

İslam’da kavmiyetçilik düşman hilesidir

Hicretten sonra Evs ile Hazrec kabileleri arasında düşmanlık kalmamış, ensar ile muhacirler kardeş olmuşlardı. İslamiyetten önce birbirine düşman olan şimdi ise dost olan bu birliği çekemeyen Medineli Yahudi Şas bin Kays, bu durumdan rahatsız olur.

“Evs ve Hazrec in İslam kardeşliği ile tek vücut olmaları, biz Yahudilerin buradaki varlığımız için pek büyük bir tehlikedir.” kanatine varır. Genç bir Yahudiye “Git aralarına gir, Buas savaşını ondan önceki muharebeleri hatırlarına getir.” der. Genç Yahudi bu melaneti yerine getirir. Evs ve Hazrec kabilesinden bazılarının ırk ve kavmiyet damarları harekete geçer.

“İsterseniz eskisi gibi harbederiz.” deyip silahları kuşanıp harbe tutuşacakken, Efendimiz’in haberi olur ve şöyle seslenir: “Ey Müslümanlar topluluğu! Allahtan sakınınız. İslam sayesinde sizdeki cahilliye hallerine nihayet verdikten sonra, sizi küfürden kurtardıktan sonra, eski haliniz olan küfre mi dönmek isterseniz?”

Bu sözler iki kabileyi de yatıştırır. Bunun düşman hilesi olduğunu anlarlar. Ardından dört ayeti kerime nazil olur. Onlardan biri “Ey iman edenler! (Sizden önce) kendilerine kitap gönderilenlerinin bir takımının (bu vaka münasebetiyle Yahudilerin) sözünü dinlerseniz, sizi mümin olduktan sonra yine kâfir kılarlar.” (Ali İmran suresi ayet 100)

Araplar hakkındaki hadisi şerifi doğru anlamak

Araplar hakkındaki hadisi şerifleri yanlış anlama ve ırkçılığa izafi edenlere muharririn cevabı vardır. “Biz Müslümanlar Araplar’ı sevdiğimiz gibi İslam’a hizmet hususunda onları takip eden diğer milletleri de severiz. İslam milletlerinin hepsini severiz. Arap kavmini İslam’a ilk girişleri, Peygamber Efendimiz’e ilk yakınlıkları, lisanlarının Kur’an-ı Kerim lisanı olması, İslam nimetini neşrederek bütün Müslümanlar’a velinimetlik etmeleri dolayısıyla hepsinden, hatta kendi milettimizden ziyade severiz. Bunun için de şu hadisi şerif yeterli “Arap kavmini üç şeyden dolayı seviniz. Ben Arabım, Kur’an Arapça’dır, Cennet ehlinin lisanı Arapça’dır.” Hadisi şerifin ravisi Ebu Hureyre muharrici Hâkim, Taberani ve Beyhaki’dir.

Bütün bu anlatılanlardan kavim nesep ve soy ile övünmek nereye Peygamber Efendimiz’in dünya ve ahretteki makamı nerede? “Ben kıyamet gününde Ademoğullarının seyyidiyim. Lakin övünülecek bir şey yok. Livaül hamd elimdedir, bunda da övünülecek bir şey yok. O gün Hazreti Adem’den tutunuz da diğer peygamberlerin tamamına gelinceye kadar hiçbir peygamber yoktur ki benim Livaül hamd’ım altına girmesin. Ben ilk şefaatçiyim ve şefaati kabul olunacak ilk kimseyim. Bunda da övünülecek bir şey yok. Ben resullerin serdarıyım, bunda da  övünelecek bir şey yok. Ben nebilerin sonuncusuyum, bunda da övünülecek bir şey yok.”

Topluluk üzere devam etmek

“Allahu Teala ümmetini dalalet üzere birleştirmez. Allah’ın yardımı topluluğun/cemaatin üzerinedir.”(Tirmizi) Cuma namazının farz olması, beş vakit namazın cemaatle kılmanın sünneti müekkide olması, bazı mezheplerde kesin farz olması, bir mescidin yakınında oturanın o mescide cemaatle namaz kılmakta sorumlu tutulması, yılda bir kere uzak yerlerde birbirinden ayrı olan Müslümanların hac’da Arafat’ta toplanmaları, gibi hükümlerin hikmetleri herkes tarafından o kadar bilinmektedir ki, tekrar edilmesi dinleyenleri usandırır. Sözün kısası hep cemaat esas alınmalıdır.

Irkçılık ile övünenlere hadisi şerif: “Irkçılık davasına kalkışan ona değer veren bizden değildir. Asabiyet üzerine savaşan da bizden değildir. Keza ırkçılık üzerine ölen de bizden değildir.” “İster ise karışmaksızın yalnız kalbiyle taraftarlık ederken, ister lisanı ile davet ederken, isterse bizzat savaşırken öldürülen kimsenin ölümü cahiliye ölümüdür.”

İslam şerefinin karşısında ırk şerefinin sözü bile edilemez. Haktan sonra, dalaletten başka ne var? İslam’da kavmiyetçilik yoktur.

(Dr. Ömer Erdem)

https://insanvehayat.com

Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Menü
Giriş