Romantik Gençlik Dizileri

Eskilerin bir sözü vardır, televizyon karşısında farklı yaş grupları için tam da cümlesidir. “Değneği yiyenle sayan bir değil.” Anne babanın televizyonda şeker gördüğü, çocuğa zehir gelir. Misaller ortada, işte onlardan birisi.

Sınıf öğretmeni ikinci sınıfa geçirdiği öğrencilerinin anket yaptığını öğrenir. Önce sevinir, alır anketi eline gururla bakar. Bir yıl önce okuma yazma öğrettiği zeki mi zeki, başarılı mı başarılı çocukları, bırakın ödevlerini yapmayı düşünüp taşınıp anket bile yazmışlardır. Ancak anket sorularında bir problem vardır. İki küçük kız çocuğunun yazdığı sorular, yetişkinlerin özel hayatlarını ilgilendiren cinstendir.

Sınıf öğretmeni bir kâğıtlara bakar bir de öğrencilerine. Ak gün ağartır, kara gün karartır, bugün onun kara günüdür. İşin içinden çıkamayacağını görür ve eğitim uzmanından destek almanın yolunu tutar.

Kâğıtlar, rehber öğretmenin eline geçtiğinde, şaşkınlıktan nerdeyse küçük dilini yutacak olur. İp atlaması gereken çocukların böyle şeylere ilgi duyması, onu da oldukça şaşırtır. Veliler çağrılır, konuşmalar yapılır, durum tespiti ve hata raporu çıkarılır.

Öğrencilerle görüşülür, onlar hadisenin aile boyutunda ele alınmasından mahcupturlar. Ancak felaketin delip geçmemesi, değip geçmesi için yapılmıştır bu. Onlar ileride anlayacaklarıdır. Sekiz yaşındaki çocukların evlilik çağındaki yetişkinler gibi davranmaları şimdilik rehberlik eğitimi ile çözülebilir. Ancak bu suni alakanın iyi yönetilmediği çoğu durumun, adliyelik sonuçları da görülmüştür.

Problemi çözmek, bataklığı kurutmak için kollar sıvanır. Çocuklar ne yaşadılar da böyle bir durum ortaya çıktı diye, çalışma yapılır. Manevi hayatı dizayn eden, dışarıdan alınan meteforlar mercek altına getirilir. Okunan kitaplar, arkadaş çevresi, izlenilen şeyler tek tek analiz edilir. Çok geçmeden bataklık bulunur. Çocuklar aileleriyle beraber “gençlik dizileri” izlemektedirler. Bunların içinden kiraz mevsimi isimli bir diziden oldukça kötü etkilenirler. Buna benzer içerikte birçok dizi vardır ama bu çocuklar en fazla da ismi geçen diziden yutarlar, zararlı meteforları.

Ebeveynlere bu tarz şeylere nasıl izin verdikleri sorulur. Diğer ailelerde olduğu gibi, böyle bir neticeye sebep olabileceği hiç akıllarına gelmemiştir. Bu güne kadar televizyon için kendilerine yapılan nasihatleri dinlememişler, ailecek ne buldularsa izlemişlerdir.Televizyondan zehirlenen insanların adliyelik hikâyeleri onlara “Eldeki yara yarasıza duvar deliği gibi görünür.” tadında gelmiştir. Şimdi ise yabancılık-ellik gitmiş, konunun öznesi olmuşlardır.

Çocukların ahlâkî değer yargıları bu yaşlarda tam olarak teşekkül etmediğinden dizilerdeki gayrı ahlâkî unsurları değerlendirmek imkânından mahrum kaldıkları ortadadır. Çözüm olarak bu konuda aile ile ortak hareket etme kararı alınır. Bu içerikler ebeveynler için de oldukça zararlıdır. Ahlâkî süzgeçten geçiriyorum demek, neticelerine kefilim demek değildir. Hele ki henüz oturmamış taze dimağlarda tarifsiz ve telafisi zor gedikler açacağı şüphesizdir.

Modern zamanların ailesinde değer yargılarını öğretmek kaygısı son derce sınırlı. Bir de kuvvetli erozyon etkisi yapan diziler eklenince ahlaki değer yargıları tam ters istikamette teşekkül ediyor.

Televizyon konusunda olduğu gibi medyanın bütün unsurlarıyla ilgili ailelere çok önemli vazifeler düşüyor. Bazı bilgisayar oyunları, erkek-kadın ilişkilerini fütursuzca deşifre ediyor. Dizilerin ahlak erozyonuna sebep olduğu konusu ise cinnet seviyesine geldi. Çocukların erken ergenliğe girmeleri, sonuçlardan sadece birisi. Bu konuda toplumun her kesimine özellikle de aileye, hayatî vazifeler düşüyor. Sonra zelzeleyi görüp yangına razı olma durumu ortaya çıkıyor.Yangının yaktığı yerde de hayatları kararıyor.

Kaynak: İnsan ve Hayat Dergisi

Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Menü
Giriş