Sahih-i Buhârî’nin Neşrinde Hakanî Hassasiyet

Sultan İkinci Abdülhamid Han, devrinde kıymeti anlaşılamamış büyük bir Osmanlı padişahıdır. Vefatının üzerinden 100 seneden fazla bir zaman geçtiği hâlde, hâlâ onun devrinin gündemde ve konuşuluyor olması, padişahın büyüklüğünü göstermektedir. Diğer taraftan hakkında en çok araştırma yapılan dönemlerden biri, onun dönemi olmasına rağmen, bu araştırmalar ilerledikçe Ulu Hakan’ın her geçen gün yeni bir hizmetinin, projesinin, eserinin, faaliyetinin öğrenilmesi, tarihçileri ve ilim adamlarını hayrete düşürmektedir. Saltanatı boyunca ilme, ulemaya ve kitaplara hususî bir ehemmiyet gösteren Sultan Abdülhamid Han’ın, 1894-1895 yıllarında Buhârî-i Şerif’i Mısır’da bastırarak vakfetmesi, onun fazla bilinmeyen büyük hizmetlerinden biridir…

Kur’ân-ı Kerîm’den sonra en muteber kitap olarak kabul edilen Sahih-i Buhârî (el-Câmi‘u’s-Sahîh), bir hadis kitabıdır. Kütüb-i Sitte’nin birincisi ve en üstünüdür. Muhaddislerin önderi olup “İmam Buhârî” adıyla bilinen Muhammed bin İsmail bin İbrahim el-Buhârî (rah.) Hazretleri’nin eseridir. İmam Buhârî Hazretleri, eserine aldığı hadisleri 600 bin hadîs-i şerîf arasından seçmiştir. Eserde toplam 7 bin 275 hadîs-i şerîf vardır. Mükerrerler çıkarıldığında bu sayı 4 bin civarındadır. Büyük muhaddis, 16 yıllık bir çalışma sonunda meydana getirdiği eserine, gusledip iki rekât namaz kılmadıkça hiçbir hadîs-i şerîf yazmamıştır.

Buharalı olduğu için Buhârî nisbesiyle anılan İmam Buhârî Hazretleri, çok küçük yaşlarda hadis öğrenmeye başlamış, hadîs-i şerîfleri toplamak için iki kere Şam ve Mısır’a, dört kere Basra’ya ve sayılamayacak kadar da Bağdat, Kûfe ve Hicaz’a seyahatlerde bulunmuştur. Ezberinde -râvileriyle birlikte- 300 bin hadîs-i şerîf olduğu ifade edilmektedir. İslâm âlimlerince hadis ilminde “emirü’l-müminîn” unvanıyla anılan İmam Buhârî Hazretleri, 256 (M.870) tarihinde Semerkand yakınlarında vefat etmiştir.

Böyle mübarek ve müstesna bir kitap olan Sahih-i Buhârî’ye Osmanlı devrinde ayrı bir itina gösterilmiş, eserin talim ve tedrisine çok önem verilmiştir. Hatta Osmanlı padişahları, aynı Kur’ân-ı Kerîm hatimleri gibi Buhârî-i Şerif hatimleri yapılması için de vakıflar kurmuşlardır. Bu vakıflarda her gün veya haftanın belirli günlerinde okunması şartıyla “Buhârîhân”lara yani Buhârî okuyanlara günlük belirli ücretlerin tahsis edildiği görülmektedir. Bunun yanında Buhârî-i Şerif’in özellikle felaket ve musibet anlarında, sıkıntılı günlerde ve bilhassa savaş zamanlarında okunduğu, hatta bu usulün Osmanlı devrinden önceye uzandığı bilinmektedir.

Sultan İkinci Abdülhamid Han’ın da Buhârî-i Şerif’in hem talim ve tedrisi hem de okunması konusunda hususî ihtimam gösterdiği, o devre ait vesika, gazete, hatırat vb. kaynakların incelenmesinden anlaşılmaktadır. Bizzat kendisinin de Buhârî-i Şerif’i çokça okuduğu bilinmektedir. Ancak padişah, gösterdiği bu ihtimamı daha ileri seviyeye götürerek kitabın hayır eseri olarak ve çok müstesna bir şekilde basılması için harekete geçmiştir.

Kapak dosyasının tamamını Yedikıta Dergisi 170. sayısından (Ekim 2022) okuyabilirsiniz.

BU SAYIYI SATIN AL

E-DERGİYİ SATIN AL

DİJİTAL KÜTÜPHANEYE ÜYE OL

Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Menü
Giriş