Tüketim Köleliği

Yemiyoruz, içmiyoruz, okumuyoruz, izlemiyoruz; fakat bütün bu cümlelerin yerine“tüketiyoruz” diye bir tabir kullanıyoruz. Bunun sebebi insanın endüstrileşmesi bir meta bir müşteri olarak görülmesiydi.

Hazır gıdalar, aromalı içecekler, hap mahiyetinde internetten bilgiler, kurgulanmış dizi ve filmler hepsi insanların daha rahat yaşamaları içindi. Tabi bunlar birer ihtiyaçmış gibi sunuldu. Ancak sonradan masumiyet perdesi ortadan kalktı. Ekonomi, sağlık, eğitim, teknoloji alanında bilinçli ve sistemli bir tüketim köleliği oluşturulduğu ortaya çıktı. Bu kitapta tüketim köleliğine maruz bırakılan insanın her alanda nasıl bir tüketim kölesi yapıldığı tespit ediliyor.

İnsanları robotlaştıran sistem

  • İnsanları robotlaştıran sistem
  • Modernleştirilmiş yoksulluk
  • Zoraki eğitim
  • Özendirilip de giderilemeyen ihtiyaçlar

Kriz, doktorların, diplomatların, bankacı ve çeşitli sosyal mühendislerin yönetimi ellerinde tuttukları ve özgürlüklerin askıya alındığı bir zamanı ifade etmeye başladı. Günlük olaylara yönelik insan tepkileri standartlaştırıldı. İnsanlar aynı dev makinenin vuruşlarıyla uygun adım yürüyen muazzam çoğunluğa her gün katılmaktadır. Medyanın kah uyutucu kah velveleli davetsiz müdahalesi mahalli idare, köy, anonim şirket, dernek ve okullara derinden derine nüfuz etmektedir.

Bu gün bir kimsenin çocuklarının yıldızlardan, spikerlerden ya da eğitimcilerden ziyade halka kulak verebileceği bir çevrede oynamasına razı olabilmesi için, bu kimse ya tecrit edilmiş ve mahrum bırakılmış ya da dikkatlice korunmuş veya okulu terk etmiş zengin bir kimse olmalıdır.

Seyirci, müşteri ve alıcıları karakterize eden eğitilmiş onayın hızlı istilası, bütün dünya üzerinde gözlemlenebilir niteliktedir. İnsan eyleminin standartlaştırılışı, süratle ilerlemektedir.

Dünyadaki insanların aynı kritik problemlerle yüz yüze oldukları artık açıklık kazanan bir husus: İnsanlar ya daha büyük bir bağımlılığa şartlandırılmış insan yığınları içinde önemsiz kimseler olarak kalmak yada panik içinde başlarının çaresine bakmalarını sağlayacak cesareti bulmak zorundalar.

Modernleştirilmiş yoksulluk

Bebek biberon ihtiyacıyla ağlamaya başladığında yani, organizma bakkaldan gelen süte kavuşmaya ve böylece de görevini ifa edemez hale gelen anneden yüz çevirmeye alıştırıldığında, tiryaki tüketici doğmuş olur. Günümüz endüstri toplumu, hayatı eşyalar çevresinde düzenlemekte. Öyle bir dünya meydana getirildi ki daha çok eşya ve yetkinin istenmeyen sonuçlarına karşı korunmaya duyulan ihtiyaç, farklı muamelenin, güçsüzlüğün ve gerilimin yeni uçurumlarını doğurmaktadır. Eşyaların çoğalışı ve onlara bağımlılık, insanların bir zamanlar kendi başlarına yapıp ettikleri hemen her şeyin yerine
standartlaştırılmış paketleri zorla ikame etmektedir. Bilinç, her yerde ithal markalar tarafından sömürgeleştiriliyor.

Kültürler, firmalar için değil insan için yapılmış programlardır. Endüstri toplumu, bu merkezi, insanların kendi başlarına yapıp ettikleri şeylerin değerini düşüren ‘devlete ait veya özel’ kurumların düzenli üretimiyle ifsat etmek suretiyle ortadan kaldırmaktadır. Felce uğramış servet düşkünlüğü bir kez kültüre iyice yerleşti mi artık “modernleşmiş yoksulluğu” doğurur. Modernize olmuş yoksulluk, günümüzde, lüks içinde bundan sıyrılabilecek kadar zengin olanların dışında hemen herkesin ortak bir tecrübesi haline geldi. Hayatımızın değişik yönleri, mühendisliklerce planlanmış araç-gereçlerle bağımlılaşırken, yinelenen acizlik tecrübesinden pek azımız kaçabilmektedir.

Zoraki eğitim

Her geçen gün daha çok öğretim temin ederek dünyayı nesiller için iyi bir yer haline getirmeye çalıştık. Ancak ne var ki gösterilen çaba şimdiye kadar başarılı olamadı. Zorunlu öğretimin çoğu insan için özgürce bir öğrenim isteğini öldürdüğü ve paketler içinde dağıtımı yapılacak bir eşya gibi muamele gören ve özel mülkiyet şeklinde kabul gören bilginin, bir kez ele geçirildi mi artık daima kıt bulunur bir şey olması gerektiğidir. İnsanlar birdenbire farkına vardılar ki zorunlu
öğretim araçlarıyla gerçekleşen kamu eğitimi ictimaî, pedagojik ve ekonomik anlamda meşruluğunu yitirmiştir. İnancım odur ki, okulun resmi kurum olmaktan çıkarılması kaçınılmaz hale gelmiştir ve bu illüzyonun bu şekilde son bulması bizi umutla doldurmalıdır. Kanaatimce okulun çöküşü, bizi onun eli kulağında olan ölümünün ötesinde bakmaya ve eğitim sahasındaki köklü alternatiflere yüzümüzü çevirmeye zorlamaktadır.
Gizli müfredat programı

Bu gizli yapı, her daim öğretmenin ve okul yönetim kurulunun kontrolü dışında kalan bir öğretim sürecidir. O, şu mesajı vermeye çalışır: “Şahıslar ancak öğretim sayesinde toplum içindeki hayatına hazırlanabilir. Okulda öğretilmemiş her şeyin pek az bir değeri vardır ve okul dışında öğrenilen herhangi bir şeyin ise bilgi değeri yoktur. Ben onu gizli müfredat programı diye adlandırıyorum.”

Özendirilip de giderilemeyen ihtiyaçlar

Profesyonel üçüncü şahısların müdahaleleri yoluyla hastalığı önceden önleme olayı moda haline geldi. Hamile kadınlar, sağlıklı çocuklar, işçiler ve yaşlı insanlar periyodik çekaplardan ve gitgide daha da kompleks hale gelen teşhis prosedürlerinden geçiriliyorlar. İnsanların, dayanıklılıkları toplumsal tasarıma bağlı olan makinalar oldukları şeklindeki kanaatleri bu süreç içinde sağlamlaştırılıyor. Bu teşhis prosedürleri ölümlülük ve hastalıklılık konusunda hiçbir tesire sahip değildirler. Hakikatte bunlar sağlıklı insanları vesveseli hastalara çevirmekte ve makinaları dökülmüş teşhis alanındaki bu girişimlerle birlikte gelen sağlık riskleri, bütün teorik faydalardan daha tesirli olmaktadır.

Bugün tıbbi müdahalelerin toplum ölüm oranlarına herhangi bir tesiri görülmedi. Bu müdahaleler olsa olsa hayatta kalmayı toplumun bir parçasından alıp bir diğer parçasına taşıdı.

Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Menü
Giriş