Umudunu Kaybetme

“Musibetlerin en büyüğü insanın umudunu kaybetmesidir”

buyuruyor Bursevi hazretleri.

Rahmet denizini inkara eş tutuyor umutsuzluğa talip olmayı. Hâlbuki Rabbimiz şirk hariç affedilmeyecek bir günah yoktur diye nida ediyor umut ağacımıza. Bu yüzden ki yarınlarımızı yaratan mürebbimize umutsuz olarak sabahlamamız musibetten başka ne olabilir ki?

Hata ve günahlarla kaybettiğimiz umutlarımız için ikaz edilen bizler, zaten hatasız ve yanlışsız tercihlerle yaşasaydık ne farkımız kalırdı ki meleklerden.

Bizi en şerefli unvanına yükselten bu hatalardan ders çıkarıp geleceğimizi umutla inşa etmek değil mi? Kaybedince insan umudunu, yaşamaya ne gerek var sorgusu dolduruyor fehimini. Dün yaptın bugünde yap ne olacak sanki diyerek iteleniyor aynı hatalara. Tutacağı umut dalı kalmayan bir insan, en vahşi hayvandan bile daha aşağı hislerle uyanıyor sonraki günlerine.

Bilmelisin ki Allah’ımız yarattıklarından sadece iki grubu kemale erdirecektir. Biri melek diğeri insanoğlu. İnsanı en şerefli ve yüce mertebeye yükseltmesi yine iki sebebe mebni kılınmıştır. Biri ibadet diğeri ise sevgi ile ümit kâr yaşamaktır. Sadece ibadet etmek meleklere mahsusken, insanoğlu ibadetle sevgiyi ümide nakşetmiş ve meleklerden bile üstün olma kemalatına ermiştir.

Bu kadar hata ve yanlışa rağmen rabbimiz bu ayetin başında günahla yaşayan insanlığa kullarım diye hitap ederek, umutla nefes almanın gücünü bahşediyor bizlere.

Umutsuz kalan bir nefisin güzel yarınlara kalabilmesi ne mümkündür.

Umudunu kaybeden her şeyini kaybetmiş derler, çünkü umut son nefese kadar bekleyebilmektir, her saniye de “ya şimdi olursa” hissini taşıyabilmektir. Eğer kaybolursa bu his, artık intihar düşüncesi sarar bedeni. Çünkü yaşamaya gerek kalacak bir beklenti de kalmamıştır kişide.

Umut etmek bir kapı kapansa da başka bir kapının açılacağını bilmektir. Kapıyı yaratanın da, açanın da, kapatanın da Rabbimiz olduğunu bilip onun rahmetinin hudutsuzluğunu kabullenmek ve teslim olmaktır. Yani umut etmek iman etmektir.

Şeytan cehenneme dost kazandırmak için ilk ümide saldırır. Çünkü kaybedilecek en son ve en muhkem kale orasıdır. İnsanın ümit kalesi düştü mü, yarınların beklentileri yerle bir olur, yaşamanın bile bir anlamı olmaz, kaderi suçlar ve ümitsizlik cehennemine şeytanı kendine eş eder.

Bir adam yolda ağlayarak gidiyordu. Karşısından gelen bir Allah dostu, adama sordu:

Hayırdır, neden ağlıyorsun evlat, bir felakete mi uğradın yoksa? ´.

Sorma der ağlayan adam,

Mahvoldum dükkânım yandı, bütün malvarlığım gittiği gibi kasadaki paralarım da yandı; bütün servetim gitti ve geriye sadece borçlarım kaldı.

O Allah dostu kişi, adamın başını şefkatle okşar ve der ki:

Bunlar ağlanacak kayıplar değildir evlat. Ben de ümidini kaybettin de onun için ağlıyorsun sandım.! Şunu unutma ki ümidini kaybeden adam her şeyini kaybeder. Ama ümidini kaybetmeyen adam yeniden teşebbüse geçer kaybettiklerini zaman içinde yine kazanabilir. Yeni kazanacaklarının kaybettiklerinden daha güzel ve kıymetli, senin için hayırlı olup olmadığını bilemezsin. Onun için sen ümidini kaybetme evlat.

Ümit etmek olmasaydı eğer, Hz Peygamberimiz (s.a.v.) Ebu Cehl’in kapısına 300 küsur kez gidip İslam’ı anlatır mıydı? Ya da Tebbet suresi inip Ebu Leheb’in ebedi Cehennemlik olması kesinleşmesine rağmen, evine kadar defalarca gidip Ebu Leheb’i İslam’a davet eder miydi?

Umutla yaşamak, insanın hedefleri için harekete geçmesi demektir. Ümitle yaşayan insan hayalleri ve hedefleri için merdivenler yapar, kapıları açar ve hep dünden bir fazla daha iyi olabilmek için çaba gösterir. Allah’ımız umudunuzu kaybetmeyin emri celili ile bizlere oturup kalmayın emrini de vermektedir. Çünkü umudu olanın yaşayacağı yarınları ve planları vardır.

Umut etmek veya umutsuz yaşamak bulaşıcıdır. Eğer ortamın umudunu kaybetmiş, gönlü kör insanlarla çevriliyse sende zamanla onlardan biri olmaya mahkûmsun. Eşin ailen veya arkadaş ortamını bir düşün, her beraberliğiniz de kurdukları cümlelerin içeriği umut mu aşılıyor, yoksa umudunu kaybetmişliğin feryadı mı var?

Hiç ölmeyecekmiş gibi yarını, yarın ölecekmiş gibi bugünü umutla yaşayan insanların mutluluk savaşını kazananlar olduğunu rahatlıkla görebilmekteyiz. Yarına kalabilmek için, bugün düşseler bile umutla yeni kapıları çalmaktan asla vazgeçmezler, ayağa kalkıp tekrar tekrar denerler. Konfüsyusun da dediği gibi “Zafer asla yıkılmamak değil her yıkıldığın da yeniden ayağa kalkabilmektir”. Korkunun esareti altında ezilip yıkıldığında kolundan tutacak bir manevi eldir umut etmek. Çünkü Allah’ımızın emridir “Umudunu kaybetme ve ayağa kalk”.

Korku öyle bir bataktır ki düşersen boğulursun,

Ümide sarıl sımsıkı, seyret ne olursun.

Mehmet Akif ERSOY

              Umutsuz yaşanmayacağını bilen umut tüccarları çevreledi etrafımızı. Kimi hayalini kurduğumuz evi ballandırarak anlatıp umut dağıtarak temelinden sattı bizlere, kimi bineceğimiz arabayı umutlarımızla süsleyip çekilişlere taşıdı. Yılbaşları umudunu şaşırmış insanlarla dolmuyor mu piyango bileti sıraları, ya bana çıkarsa beklentisi ile kurulan hayaller süslemiyor mu başıboş dimağları. İzlediğimiz filimler bile umut sömürüsü üzerine kurulduğunu da hatırlamak gerek. Sahnelerde hep bir umutla beklenen kahraman vardır yâda hayatlarını değiştirecek bir haber. O olmadı mı film sahneleri bile akıp gitmez, devam edemez tıpkı hayat filmimizin devam edemediği gibi.

Umut etmek son nefese kadar nasıl yaşarsan yaşa bir kapının olduğunu bilerek ve inanarak yaşayabilmektir.

“Nice umutsuz kapılar vardır açılmaz, rabbimin kapısı büyüktür kapanmaz. Sen umudunu kaybetme, Rabbim kulunu yalnız bırakmaz”. Hz. Mevlâna

Meftun

Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Menü
Giriş