Üzülme…

ÜZÜLME ALLAH BİZİMLEDİR

         Asırlar  öncesinden bir nida Üzülme Allah bizimledir. Allah’ımızın olduğu yerde hiç hüzün, gam ve keder kalır mı?

Sen yeter ki Hz. Allah’ın seninle beraber olduğunu bil ve üzülme ki o senin için güvercinleri asker, örümcekleri hizmetkâr kılsın.

Yalnızlık ürpertisi kalbinde nakış nakış işlenmiş ve hüznü dost edinmişsen kendine, Allah’ımızın “Size şah damarınızdan daha yakınım” hitabını hatırla ve yalnızlığın sadece Allaha mahsus olduğunu, şu an yalnız olmadığını bil ÜZÜLME

İhanet hançeri yüreğini yaralamış ve bir bedel gerektiği düşüncesi ile intikam ateşin alevlenip, hüzün rüzgârın kin kasırgasına dönüşmüşse dinle! Allah seninle beraber, İyilikte ondan kötülükte ondandır. Yeter ki hüznün yaratıcısına inan ve ÜZÜLME

Kork hatalarından ve günahlarından. Beyhude geçen zamanın keşkelerinden kork ama üzülme. Çünkü affeden Allah’ımız son nefesine kadar hatalarından tövbe için rahmet kapısını sana açık bıraktı, aç elini ve gönlünü ama ÜZÜLME

Sen yokken varlığını iki damla sudan halk edip, herkes için hiç kimseyken sana kimlik vererek kalbine alemi dürdü. Sen varlığında varlık sebebini unutsan da seni yarınlara ulaştırıp merhametle kulum dedi. Neden yaratıldığını unutmamak için ÜZÜLME

Şimdi kaldır kafanı ve bak aleme, nice güzellikler sana sevinç muştulamakta, sen unutsan da rabbimiz seni unutmadı ki, rabbim benimle de ve ÜZÜLME

Peygamber efendimiz dostu Ebu Bekir efendimizle hicret emrini yerine getirmek için yola çıktıklarında peşlerine müşriklerden bir bölük takıldı. Maksatları Peygamberimizin canına kastetmekti. Peygamberimiz ve dostu Mekke’nin 5 km. uzağında bulunan Sevr mağarasına gelmişlerdi. Müşrikler Peygamberimizi takip ederek mağaranın girişine kadar gelmelerine rağmen gözleri ve gönülleri mühürlenerek baktıkları halde hakikati göremediler. O kadar yaklaşmışlardı ki, dışarıdan müşriklerin konuşmaları duyulmakta, ayak sesleri işitilmekteydi. Ebu Bekir efendimiz Peygamberimize bir zarar gelecek düşüncesiyle çok üzülüp müteessir olduğunda Allah’ımızın Üzülme emriyle hak ve hakikate kör olan müşrikler için hüzne gerek yok diyerek Ebu Bekir efendimizi teskin ediyordu.

Üzülmek insanın tabiatında olan bir haslettir ancak Allah’ımız bizlere hüzünlenip karamsarlığa düştüğünüzde ben sizinleyim diyerek kalplere sekinet indirmiştir.

Kalp olaylardan çok çabuk etkilenip duygusal değişimi sıkça yaşayan bir organ olduğu için, kalp yani değişen ismini almıştır. Öyle ki yaşadığı duygu yoğunluğu ile tüm vücudun işleyişine hükmetmektedir. Hüzünle çevrilmiş duygu yumağında kalan kalbin sevinç üretmesi de muhtemel değildir. Hüznün galebe çaldığı kalbi bu duygu derinliğinden çıkartıp sevinçle doldurmanın yolu ise onu yaratanına teslim etmekten geçmektedir. Bu yüzdendir ki hüzünle dolu olan kalbe ilaç olan Allah bizimle beraberdir telkinini hissetmek ve kalbi sahibine teslim etmek hüzne ilaç olacak merhemdir.

Üzüntü denizinde boğulan insanların, Allah bizimledir emrinden uzaklaşmasıyla derinleşen bu hastalıkların adına stres deyip, yanlarında tevekkül yerine depresyon ilaçları taşır olmaları da acizliğimizin bir göstergesidir.

Üzüntü, insanoğlunun evrensel olarak yaşadığı kabul edilen duygular arasında yer alır. Üzüntünün taşıdığı mesaj şudur: “Acı çekiyorum, bana yardım et ve beni rahatlat”. Diğer tüm duygular gibi evrensel ve biyolojik bileşenleri vardır. Kültürel farklılıkların üzüntünün tanımı, anlaşılması ve ifade edilmesi üzerinde oldukça etkili olduğu bilinmektedir.

İnsanlar üzüldüklerinde bu duygularını çeşitli davranışlarla dışa vururlar. Bazı insanlar üzüldükleri zaman geri çekilme davranışları sergilerler, yalnız kalmak isterler, üzgün bir şekilde görülmek istemezler. Bazı insanlar da üzüldüklerinde, üzüntüye verilen en yaygın tepkilerden biri olan “ağlama” davranışını sergilerler.

Üzülme duygusu gereğinden fazla vücutta oluştuğunda veya uzunca bir süre devam ettiğinde vücudun savunma sistemini çökertir ve üzüntü yerini stres duygusuna bırakır. Oluşan yoğun stres vücudu olduğundan daha hassas bir sürece sürüklediği için gereğinden fazla üzüntü vücut sisteminin çökmesine ve doğal olarak da birçok hastalığa sebebiyet vermektedir.

Hep geride kalan kırgınlıklardır üzüntüye sebep olan ama unutuyoruz ki yarınlardır yeni umutlarla geçmişe merhem olan.

Nuri İNCE

Üzüntü fırtınasında savrulup günün hikmetinden uzaklaşıp kendine haksızlık yapma hatırla ki Mevlâna hazretleri tevekkül ipini bırakıp hüzün bataklığına saplanmış insanları görmüşte onlara yıllar öncesinden şu şekilde seslenmiştir.

Lâ tahzen! (Üzülme!)

İnsanlar senin kalbini kırmışsa üzülme!

Rahman: (c.c), “Ben kırık kalplerdeyim” buyurmadı mı?
O halde ne diye üzülürsün ey can?
Gündüz gibi ışıyıp durmak istiyorsan;
Gece gibi kapkaranlık nefsini yak !..

“Derdim var” diyorsun;
Dert insanı Hak’ka götüren Burak’tır; sen bunu bilmiyorsun.
Sanma ki dert sadece sende var.
Şunu bil ki;
Sendeki derdi nimet sayanlar da var.
Umudunu yıkma; Yusuf’u hatırla.
Dert nerede ise deva oraya gider.
Yoksulluk nerede ise nimet oraya gider.
Soru nerede ise cevap oraya verilir.
Gemi nerede ise su oradadır.
Suyu ara, susuzluğu elde et de sular alttan da yerden de fışkırmaya başlasın.
Dünya malı Allah’ın tebessümüdür: ona bak! Ama sarhoş olma…

Hayat seçeneklerimizden ibarettir. Seçtiklerimizle mutluluk ve sevinci kendimize çekeriz. Eğer hüzün kaplıyorsa her zaman kalbini, kaldır kafanı bak seçtiklerine..

Üzüntüden uzak sevinçle dolu hayatınız olması dileğimle.

Meftun

Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Menü
Giriş